Henüz genç yaşında olmasına rağmen Klasik Türk Müziği eğitimi, konservatuvar disiplini ve Miss Turkey süreciyle dikkat çeken Sıla Çetin; sanatla şekillenen yolculuğunu, İstanbul’a uzanan cesur adımlarını ve hayallerini samimiyetle anlatıyor. Müziği merkezine alan ama oyunculuğa da göz kırpan Sıla Çetin’le ilham veren hikayesini konuştuk.
Röportaj: Özge Zeki
Sizi Miss Turkey yarışmasıyla tanıdık. Sıla Çetin kimdir?
19 Şubat 2006 doğumluyum, Aslen Trabzonluyum. Memleketine bağlı bir Trabzonspor taraftarıyım, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Klasik Türk Müziği Ses Eğitimi bölümünde okuyorum. Ankara Güzel Sanatlar Lisesi mezunuyum. Küçüklüğümden beri sanat, hayatımın merkezinde.
Sanata yönelmeniz ailenizin bir tercihi miydi, yoksa siz mi bu yolu seçtiniz?
Aslında biraz “proje çocuğu” sayılabilirim. Çocukken yüzme, voleybol, resim; hepsini denedim ve çoğunda da başarılıydım ama müzik bambaşkaydı. Küçükken elimde tarakla ayna karşısında şarkı söylediğimi hatırlıyorum. Sezen Aksu en sevdiğim sanatçıdır; onun şarkılarıyla hayali konserler verirdim. Zamanla müziği gerçekten çok sevdiğimi fark ettim.
Klasik Türk müziğiyle bağınız nasıl kuruldu?
Annem beni her sabah Müzeyyen Senar dinleterek uyandırırdı. Arabada hep Türk Müziği çalardı. Bu müzik çocukken bilinçaltıma yerleşti. Güzel Sanatlar Lisesi’nde bu bağ daha da güçlendi; korolara girdim, TRT Ankara Radyosu’nda koristlik ve solistlik yaptım birçok konser verdim ve Kültür Bakanlığı bünyesinde eğitimler aldım. TRT’de yetiştim diyebilirim.

Konservatuvar süreciniz oldukça iddialı görünüyor…
Evet, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Konservatuvarı’na Türkiye genelinde sadece üç kişi kabul edildi, ben de onlardan biriyim. Bu benim için çok kıymetli. Şu an Değerli hocalarım TRT Kanun Sanatçısı Vedat Erdem Koca ve Kültür Bakanlığı Ses Sanatçısı Zeyneb Altuntaş ile çalışıyorum. Onlar benim için birer yol gösterici.
Miss Turkey süreci sizin için nasıl geçti?
Güzellik yarışması için İstanbul’a geldim. İstanbul’da ilk günlerim çok zorluydu ama bir şekilde yol açıldı. “Doğru yerdeyim” hissini çok güçlü yaşıyorum. Binlerce başvuru arasından ilk 130’a, sonra 60’a, 40’a ve 20’ye kaldım. İlk 20’ye girmek benim için gurur vericiydi. Yarışma çok disiplinliydi; günde 20 saate yakın çalışıyorduk. Dans, yürüyüş, sahne, konuşma… Konservatuvar disiplini beni çok hazırladığından ötürü pek zorlanmadım. Çok keyifli bir hazırlanma ve yarışma süreciydi, bana çok şey kattı.
Kısa saçlarınız ve klasik Türk müziği geçmişinizle “alışılmış” güzellik kalıplarının dışındasınız…
Evet, Türk müziği benim sesimin, kısa saçım ise kalıplara sığmaktan korkmadığımın yansımasıdır. Ama bunu bir dezavantaj değil, bir duruş olarak gördüm. Türk kültürüne, müziğine hâkim cesaretli bir Türk kadını olarak ülkemi temsil edebileceğimi düşündüm. İlk 20’ye girmek bunun bir göstergesi.
Yarışma sonrası hayatınızda neler değişti?
Özgüvenim arttı. İnsanların sokakta tanıması, güzel geri dönüşler almak çok motive ediciydi. İş birlikleri, modellik teklifleri, dizi, film teklifleri gelmeye başladı. Şu an hepsini dikkatle değerlendiriyorum.
Güzellik sizin için ne ifade ediyor?
Güzellik benim için bakıldığında değil, hissedildiğinde var olan bir şeydir. Yani güzellik dikkatle ve farkındalıkla yakalanır.
Bakım, stil ve moda ile aranız nasıl?
Stilimde annemin etkisi çok büyük. Küçüklüğümden beri beni o giydirir. Fransız, biraz Avrupai bir tarzı tercih ediyoruz. Bakım konusunda ise doğallıktan yanayım. Soğuk suyla yüzümü yıkayıp buz uygulamak gibi küçük rutinlerim var. Makyajda da sade ve zarif stili seviyorum.
Oyunculuk planlarınız var mı?
Sahne sanatları eğitimi aldım, diksiyon ve ifade konusunda altyapım güçlü. Oyunculuğu müzikle birlikte yürütmek istiyorum. Ben bunu bir pasta gibi görüyorum; oyunculuk ana gövdeyse, müzik onun üzerindeki çilekler gibi benim için.
Hayran olduğunuz bir oyuncu var mı?
Audrey Hepburn, dış görünüş olarak benzetiliyorum fakat beni asıl etkileyen abartıdan uzak zarif ve karakterlere derinlik katabilmesi onu zamansız bir oyuncu haline getiriyor.
Son olarak, hayallerinizi nasıl tanımlarsınız?
Kendimi sahneye ait hissediyorum. Işıkların altında, sanatın içinde… Müzik de olsun, oyunculuk da. Hep öğrenmek, üretmek, insanlara bir şeyler sunmak istiyorum. Güzel işlerde, doğru yerlerde birkaç sene sonra zirvede olacağıma inanıyorum.


















































