Sanatın Evrim’i programının 82. bölümünde, çizer ve illüstratör Betül Sinanoğlu, Günsu Saraçoğlu’nun konuğu oluyor. Sanatın doğayla, çocuklukla ve hayal gücüyle kurduğu bağı merkezine alan bu bölüm; izleyiciyi yalnızca bir sanat pratiğinin değil, aynı zamanda bir yaşam hikâyesinin içine davet ediyor.
1971 yılında Gölcük’te doğan Betül Sinanoğlu’nun çocukluğu, babasının asker olması nedeniyle İzmir Uzunada’da geçer. Denizin, ormanın, yabani hayvanların ve uçsuz bucaksız doğanın içinde büyüyen sanatçı, bugün çalışmalarında sıkça rastlanan renk zenginliğinin ve yalın anlatım dilinin temellerinin bu yıllarda atıldığını dile getirir. Lalelerle kaplı tarlalar, Alman papatyaları, denize koşan atlar ve berrak suyun içinden görünen deniz canlıları; Sinanoğlu’nun hafızasında yalnızca birer anı değil, sanatının beslendiği güçlü görsel kaynaklardır.

Programda, sanatçının erken yaşta çizimle kurduğu bağ detaylı biçimde ele alınır. Beylerbeyi’nde geçen çocukluk yıllarında, balkonda ablalarıyla birlikte yapılan karalamalar, teksir kâğıtları ve kalemlerle başlayan üretim süreci; zamanla hayatının vazgeçilmez bir parçasına dönüşür. Sinanoğlu’nun ifadesiyle, “elimde hep bir eskiz defteri oldu” cümlesi, onun sanatla kurduğu süreklilik ilişkisini özetler.

Eğitim yolculuğu da bu bölümün önemli başlıklarından biridir. Maçka Endüstri Meslek Lisesi’nde kadın endüstriyel boya ve dekorasyon bölümünde aldığı eğitim, sanatçının renklerle ve yüzeyle kurduğu ilişkinin temelini oluşturur. Ardından Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nü bitiren ve İTÜ Görsel ve Çevresel Sanatlar yüksek lisans programını tamamlayan Sinanoğlu, farklı disiplinlerin kendisine kazandırdığı bakış açısının sanatını zenginleştirdiğini vurgular. Geleneksel sanat eğitimi ile disiplinlerarası yaklaşımın birleşmesi, onun üretim dilinde belirgin bir denge yaratır.
Uzun yıllar grafik tasarım alanında çalışan sanatçı, son altı yıldır ağırlıklı olarak çocuk kitapları illüstrasyonlarına odaklanmaktadır. Programda, çocuk kitaplarına yönelmesindeki kırılma noktası ve bu sürecin nasıl geliştiği ayrıntılarıyla paylaşılır. Edebiyat öğretmenlerinin, sanat eğitimine duyarlı hocaların ve erken yaşta kurulan kültürel temasların, bu yolculukta belirleyici rol oynadığı görülür. İlk olarak bir şiir kitabını resimlemesiyle başlayan bu serüven, zamanla çocuk edebiyatı alanında birçok kitaba uzanır.

Bölümde, çocuk kitaplarında illüstrasyonun rolü özel bir başlık olarak ele alınır. Sinanoğlu, bir metni birebir resmetmenin mümkün olmadığını; asıl önemli olanın metnin duygusunu yakalamak olduğunu vurgular. Editör, yazar ve tasarımcıyla yürütülen kolektif süreç; eskizlerden sayfa tasarımlarına, karakter oluşturma aşamasından renk seçimlerine kadar ayrıntılı biçimde anlatılır. Sanatçının “az çoktur” yaklaşımı, hem çizgide hem de renk kullanımında kendini gösterir.
Aynı zamanda bir anne olan Betül Sinanoğlu, üretim sürecinin günlük yaşamla nasıl iç içe geçtiğini de samimiyetle paylaşır. Oğlunun davranışlarının, tepkilerinin ve dünyayı algılayış biçiminin kendisine ilham verdiğini; üretimin yalnızca masada değil, zihinde ve hayatın akışı içinde sürdüğünü ifade eder. Çocuklara yönelik bir iş üretirken, çocuklarla birlikte yaşamanın getirdiği doğal gözlemin önemine dikkat çeker.
Programın genelinde öne çıkan düşünce, sanatın yalnızca bir ifade biçimi değil; hayatın her alanını kapsayan, besleyen ve dönüştüren bir yapı olduğudur. Sinema, müzik, doğa ve edebiyatın resim sanatıyla kurduğu bağ; Sinanoğlu’nun kişisel deneyimleri üzerinden güçlü örneklerle aktarılır. “Her ağacın, her çiçeğin, her kuşun birbirinden farklı olduğunu fark ettiğim an” cümlesi, sanatçının dünyaya bakışını ve üretim motivasyonunu özetleyen anahtar bir ifade olarak bölümün ruhunu belirler.
Sanatın Evrim’i 82. bölümü, sanatı çocukların hayal dünyasıyla buluşturan; doğadan beslenen, sade ama derinlikli bir üretim anlayışını izleyiciyle buluşturan ilham verici bir söyleşi sunuyor.


















































